Şükür
Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
Şu varlık içerisinde en büyük nimet, şükredebilmektir.
Şükür, insandaki yeteneklerin birbirleri ile uyumlu olmasını ve yeni yeteneklerin keşfedilmesini yani açığa çıkmasını sağlar.
Şükür, sezgiyi açığa çıkartır ve zekayı doğurur.
Bu zeka, bir hadisenin tüm derinliklerine kadar bilinmesi ve anlaşılması anlamında ki gerçek zekadır. Yani anlayış.
Allah, bir kişiyi kendisine yaklaştırmak istiyorsa ona “din” konusunda yani ilim konusunda anlayış verir.
Din, tevhittir.
Peki tevhid nedir?
Tasavvufta tevhid, Allah'ın birliğini ve benzersizliğini kabul etmek anlamına gelir.
Bu kavram, İslam'ın temel inançlarından biri olan tevhid inancının, tasavvuf anlayışıyla yorumlanmış halidir. Tasavvuf, Allah'a yakınlaşmayı, manevi saflığı ve Allah'ın iradesine tam bir teslimiyeti amaçlar.
Tasavvufta tevhid, sadece Allah'ın varlığını kabul etmek değil, aynı zamanda Allah'ın her şeyin kaynağı ve nihai gerçeği olduğunu anlamak ve deneyimlemektir.
Bu inanç, Allah'ın yaratılmış her şeyde tezahür ettiğine ve varlığının her yerde hissedilebileceğine inanmayı içerir.
Tasavvufî tevhid anlayışında, Allah'ın birliği sadece entelektüel bir kabul değil, aynı zamanda derin bir manevi deneyim ve sürekli bir bilinç halidir.
Bu bilinç, her an Allah'ın huzurunda olma ve O'na yakın olma çabasını içerir.
Bu bağlamda, tüm var oluşa, bu uyuma, senkronize ve harmonize manası ile bakmadan, yani tevhid üzere bakmadan, tüm bu var oluşun organik bir bütünlük olduğunu idrak etmeden ve bununla belirli bir uyuma gelmeden, insan tam anlamıyla memnun olamaz.
Memnun olmayan insan ise gerçek anlamda şükür edemez.
O zaman şükür, belirli dış şartlar sağlandığında olur.
Yani insan nefsinin hoşuna giden şeylerden memnun, nefsinin hoşuna gitmeyen şeylerden şikayetçi olur.
Dolayısıyla bu dışa bağlı, dışarıya bağlı bir insandır.
Dışarıya bağlı bir insan ise zihnine takılmış bir insandır.
Zihnine takılmış bir insan da varlığın organik bütünlüğünü göremez.
Bütüncül yapıyı görebilmek, bedenin, aklın ve ruhun birliğinin uyumunu fark edebilmek ile mümkündür. Yani Allahın vereceği bir basiret ile.
İslam dini, bu organik bütünlüğü sana, gösteren, deneyimleten ve yaşatan mananın adıdır aslında. En başla islam üzere olduğumuza şükür etmeliyiz.
Deneyimliyor ve yaşıyorsan mutlu, emin ve memnun olabilirsin.
Bunu yaşamak, gerçek mana da insan olmaktır.
Hiç bir şey birbirinden ayrı birimler değildir.
Her şey sadece mertebelerden ibarettir.
Peki, beden, ruh, akıl, zihin bunlar nedir?
Tasavvufta beden, akıl, ruh ve zihin kavramları, insanın manevi ve fiziksel yapısını anlamada önemli rollere sahiptir.
Her biri, insanın Allah'a olan yakınlığını ve manevi gelişimini farklı yönlerden ele alır.
Beden yani cismani varlık; insanın maddi ve fiziksel yapısını temsil eder. Tasavvufta beden, dünya hayatının gerekliliklerini yerine getirmek için bir araç olarak görülür. Bedenin ihtiyaçları, manevi gelişim yolunda denge içinde tutulmalıdır. Fazla dünyevi arzular ve bedensel hazlar, insanın ruhani gelişimini engelleyebilir.
Akıl; insanın düşünme, anlama ve karar verme yetisidir. Tasavvufta akıl, doğru ve yanlışı ayırt etme, Allah'ın varlığını ve birliğini kavrama yeteneği olarak görülür. Ancak, akıl sınırlıdır ve ilahi hakikatleri tam anlamıyla kavramakta yetersiz kalabilir. Bu yüzden, akıl ve kalp (gönül) birlikte çalışmalıdır.
Ruh; insanın ilahi özüdür ve Allah'tan gelen manevi bir varlıktır. Tasavvufta ruh, insanın asıl kimliği ve Allah'a en yakın olan yönüdür. Ruh, bedeni ve dünyayı aşarak Allah'a ulaşma çabası içinde olmalıdır. Ruhun arınması ve Allah'a yakınlaşması, tasavvufun temel hedeflerinden biridir.
Zihin ise; insanın düşünce dünyası ve bilinç durumunu ifade eder. Tasavvufi literatürde zihin genellikle kalp (gönül) ile ilişkilendirilir. Kalp, Allah'a sevgi ve bağlılığın merkezi olarak kabul edilir. Zihnin temizlenmesi, dünyevi düşüncelerden arındırılması ve Allah'a odaklanması, manevi yolculuğun önemli bir parçasıdır.
Bir başka açıdan özetle; beden denilen şey bir enerjidir. Akıl, aynı enerjinin farklı bir boyutudur. Ruh, aynı enerjinin daha saf, daha şeffaf yani daha latif bir halidir.
Kısaca, bunlar arasında ki fark ritimleridir. Ritimlerinin değişmesi, niteliklerini değiştirmiyor.
Aynı hammadde, aynı öz yani tek bir öz, farklı manyetik alanlara girdiğinde sadece ismi ve yapısı değişiyor fakat öz aynı kalıyor.
Binlerce kelime yazan bir kalem gibi. Yazılan harfler ve kelimeler değişiyor fakat kalem değişmiyor. Kalem aynı kalem.
Tek bir kalem yazıyor. İster Allah de, ister Rahman de. İkiside birdir ve bütün güzel isimler O’na aittir. İsimlerin değişmesiyle, kast edilen mana ve nitelik değişmiyor.
O, yazan kalemdir.
O, sonsuz akıldır.
O, sonsuz sevgidir.
Bir şey merkezden yani özünden kopup geldiği ve yine bir şey vesilesiyle de bize yansıdığı zaman, biz ona bir isim verebiliriz, veririz.
İsim demek, okyanustan bir dalganın yükselmesi demektir.
İsim belirlenen şeylere verilir. Sadece varlığın hakikatinin ismi yoktur, O isimsizdir.
Hiç bir isim, hiç bir belirlenme, hiç bir sıfat O’nu kuşatamaz.
Fakat O, tüm isimlerin, tüm sıfatların, tüm belirlenmişlerin, tüm açığa çıkışların, özüdür, aşkınlığıdır.
Beden ortadadır. Bedenin enerjisi göze batar, bu sebeple de gözle görünür.
Beden enerjisi dış gözlerle görülebilen bir titreşimde, bir zikir de, bir esmadadır. Yani beden görülebilen bir esma da olduğu için biz ona beden diyoruz.
Beyin, bedene göre daha incelikli bir yapıda çalışır. Dolayısıyla daha incelikli bir halin titreşimini yayar. Bunlar da görülebilir ama başka bir gözle.
Kalp gözü, basiret gözü gibi varlıkta çokça göz vardır.
Peki bu bir potansiyel ya da bir kabiliyet midir?
Bu bir realitedir.
Bu bir üstünlük değil, bir realitedir. Bir farkındalıktır.
Sen iç Dünyana eğildikçe, düşüncelere daldıkça, hemen bir imaj, bir görüntü ekranına yansır.
Beyindeki düşünceler sana mahsustur ama bedenin herkes tarafından görülebilir.
Bedeni görürüz ama düşünceleri göremeyiz. Fakat feraset sahibi isen, biraz derine dalarsan bazı şeyleri okuyabilirsin.
Mesela kartal çok iyi görür, köpek çok iyi koku alır. Veliler de böyledir, hayvanlarda ki bazı istidatları yani yetenekleri kendilerinde toplayabilirler.
O sebeple denir ki, senin ayna gördüğünü o zat çoktan duvarda görmüştür.
Beden, beyin, diğer bir nokta ise bilinçtir. İçimizde ki en derin nokta.
Burası bir objeye indirgenemez, burası soyut olarak kalır.
Sağlık bunların üçünün de uyum içerisinde çalışmasıdır. Beden, beyin, bilinç.
Yani bütünlük, ruh-beden-zihin uyumudur. Ya beden düşünce bilinç uyumudur diyebiliriz.
Yani ALLAH, RAHMAN VE RAHİM esmalarını birleştirebilmek.
Yani Bismillahirrahmanirrahim.
Kadın, erkek, çocuk. Tez, anti tez, sentez gibi.. Hakikat bu üçlü yapıların yani triatların birleşkesi neticesinde ki deneyimdir.
Deneyim, yani yaşamın kalitesi, yaşamın coşkusu, uyumu, akışı..
Dinin yani yolun amacı, bedenin, aklın ve bilincin uyum içerisinde hareket etmesidir.
Din nedir? Din, beden akıl ve bilini tevhide getiren mekanizmadır.
Şu anki durumda insanlar sadece filleri biliyorlar, görüyorlar, yani bedeni.
Sıfatlar, o fiillerin nitelikleri olan aklımızdır. Zat ise mutlak olan bilincin her zerrede görülmesidir.
Tevhidi fiil, tevhidi sıfat, tevhidi zat.
Bunların çelişkisinin ve kopukluğunun ortadan kalkması gerekir.
Beyin, okyanus içerisinde bir dalgadır.
Bilinç, okyanusun kendisidir.
Beden, bu dalga üzerinde ki köpüktür.
Okyanus, dalga ve dalga üzerinde ki köpük.
Beden(köpük) fazlasıyla karışık, beyin de (dalga) tamamen saf ve durgun değil, ama okyanusun derinlikleri tamamen saf durgun ve sükunet içerisinde, orada sessizlik ve dinginlik hakim.
Bu üçlü yapıyı bilip, birleştirmek gerekiyor.
Kaostayken, yani şirk içerisindeyken bunu yapamazsın, ve insanlar maalesef kaos içerisindeler.
İnsanlar beden beyin bilinç yapsını bilmiyor. Beden bir iş yapmak istiyor, beynin bundan haberi yok, insan bedenini tanımıyor. Bugüne kadar öğretilen öğretiler de bedenin kötü olduğu ve ıslah edilmesi gerektiği söylenmiştir. Bedenin yani nefsin bizi Allah’tan ayırdığı ve bedenle savaşılması gerektiği düşüncesi gibi. Bunlar yanlış.
Ama artık FERD esması yani Hz. İnsan bilinci galip gelecek ve insanlık bunların farkına varacak. Sen buna odaklanmalısın. Daha farkındalıklı ve daha uyanık olmalısın.
Beden sonsuzluğun kapısıdır. Bedende tüm evren, var oluşun tüm formalı vardır.
Peki neden uyum içerisinde yaşayamıyoruz?
Çünkü kendi varlığımızla uyum içerisinde değiliz.
Beden, beyin, zihin, ruh, bunlar senkronize değil, neden semah yapılır, neden ibadetler yapılır, müzik neden önemlidir, neden bu var oluştaki altın orana uyumlu çalışmalar?
Beden serbest bir salınım yapmalıdır, mesela dans gibi, yılanın kıvrılması gibi, aslanın duruşu gibi, dağların yeri, bulutların süzülüşü gibi.
Varoluşta hiç bir şey kas katı değildir, canlılık vardır.
Sende bu canlılıkla uyuma geçip senkronize olduğun zaman, bedeninin, beyninin ve bilincinin birlikte çalıştığını hissedersin.
İşte bu salınımı yani çekirdek etrafında dönen elektronların salınımı gibi, tüm bunlar zikirdir. Sübbuh.
Sende kendini bu salınıma uydurduğun zaman, bu sana müthiş bir coşku verir.
Bilinç bu salınımda ortaya çıkan en üst düzey coşkudur.
Bu üç enerji birlikte hareket edince, bir dördüncüsü oraya gelir. Aslında dördüncüsü hep oradadır ama ortaya çıkar.
Ruh, beden, zihin uyumu yani organik bütünlük sağlanınca kutsallık gelir, yani gerçek mutluluk.
O isimsizdir, o coşkudur. Bu tevhide gelmetir.
Beden kendi zikrini yapıyor, bu zikir bedeni rahatlatınca, zihin tanık konumuna geçiyor, ve bilinç burada kendini gösteriyor.
İşte bu ayrı gibi görünenlerin birliği yaşandığında, coşku yani mutluluk ortaya çıkıyor. Kendiliğinden geliyor.
Bunlar bir arada uyum içerisinde olmadığında, kaos oluyor.
Kaos şirktir.
Kaostayken, yani şirkteyken, bu coşkuyu yani şükrü yaşayamazsın.
Halinden memnun iken, neşeliyken, minnettarken, tüm enerjiler sende dans ederken, o kutsallık, o coşku yani o gerçek mutluluk oraya gelir.
Güzellik, her zaman parçalarının toplamından fazlasıdır. Görünen her şey, göründüğünden fazlasıdır.
Tıpkı bir tuval deki resim gibi. Görünen renklerdir fakat, onun arkasında bir ressam ve çokça bir iş vardır. Yani o resim, renk, tuval, fırça ve ressamın bileşkesidir aslında, sadece görünen değildir.
Bütün, her zaman parçaların toplamından fazladır.
Bütün, bir organizasyondur. Tıpkı bedende ki organların birleşip bir organizasyonla kendilerini göstermesi gibi.
Burada ki organizasyon da İnsan ile Allah arasında ki muhabbettir.
En doruk noktası sevgidir. İnsan güzelliği hissetmeli, insan sanatçı gibi olmalı, insan ilhama açık olmalı. İnsan budur. İnsan bunun içindir.
Maalesef bu asrın insanı böyle değildir. İnşallah yeni dönemin insanı bu konuda ki tekamülünü tamamlamış olacak.
Allah’ı görmek demek, Allah’ı bilmektir.
Bu bir hissediştir. Bu hissediş içerisine nüfus ettiğin zaman, bunun bir hissediş olduğunu da anlamış olursun.
Görmek şahit olmaktır, görmek yaşamaktır, görmek olmaktır.
Anladığımız anlamda bir görmekten bahsetmiyoruz, zira gözler onu göremez fakat o tüm gözleri kuşatır ve kuşattığı o gözlerle de tüm bu var oluşu seyreder.
Bunu anlamak gerekir. İlim anlayıştır.
Dolayısıyla, bedenini, aklını, ruhunu eğitmeyi öğren.
Bir bütün olarak bakabilmeyi öğren.
O zaman memnun olursun ve o zaman gerçek anlamda şükür edenlerden olursun.